100 binluk çadir şart oldi
Laz Marks 22 Eylül 2007, Cumartesi
Eskiden ilgi gören her futbol maçinun ardindan işgal medyasi “100 bin kişiluk sitad şart oldi” başluği atardi. Maksat, dişarida seyirci kalmasun.
18 milyon vatandaşun, açluğun mayınli sınırinda gezinduği bir ülkede yaşayiruk. A-çe-pe yalamasi medyanun neden “100 binluk çadir şart oldi” başluğuni atmaduğini merak edeyirum. Haçan A-çe-pe iktidari ve belediyeleri fakir fukaraya çadirda yemek vermağa bayiliyi. E millet da aç, kuyruklar çadirlarun etrafinda iki tur atayi.
50 yilluk soygun düzenini aynen devam etturup, IMF politikalarini Kemal Derviş’ten bile daha sıkı uygulayan A-çe-pe iktidarindan bahsedeyiruk. Senun derdun halkun aç susuz olmasi değildur. Yaratmaya çaliştuğun kendi burjuvanla birlukte (eski çakallari da urkutmeden) emperyalist - kapitalist pastadan pay kapmaktur. 11 ay boyinca millet açluktan kaval çalsun, 1 ay boyinca çadirda yemek ver.
Açilişi başka bir iktidara birakmayun, "100 binluk çadir" en çok "çadir sevici" A-çe-pe iktidarina yakişur.
Laz Marks Emice
Yasaklı harfler ülkesi: Türkiye!
Aslında yazının başlığını Kürt fobisi altında ezilen devlet olarak atmak da mümkündü. Ama biz "fobilerden" birisini, son günlerde öne çıkan "harf fobisini" başlığa çıkardık.
Devletin Kürt fobisi bir dizi olayla gündeme taşınıyor. Kimi zaman komik, kimi zaman âcizane gerekçelerle fobinin -ve olayların- üzeri örtülmeye çalışılıyor. Ama başarılamıyor. Kendisini dayatan sorunlar, talepler karşısında binbir türlü engellemeler, "çağdışı" yasaklar sorunları ve talepleri ortadan kaldırmaya yetmiyor. Çözümsüzlük çözüm olamıyor!
KOMEDİNİN YASAĞI...
Bir tiyatro oyununda dekor olarak kullanılan "sineklik" sarı, kırmızı, yeşil renkler taşıdığı ve bu renkler üzerinden bölücülük yapıldığı gerekçesiyle oyunun yönetmeni ve oyuncular hakkında koğuşturma açıldı... Yetmedi... Kürtçe'nin kullanılmasında bir sakıncanın olmadığının söylendiği günlerde bir Kürt stand-up sanatçısı olan Murat Batgi'nin sahnede izleyicilere dönüp: "Hep şarkıcıları siz dinliyorsunuz, biraz da onlar sizi dinlesin!" diye espri yapması ve izleyicilerin de bunun üzerine bir türküyü Kürtçe dilinde mırıldanması üzerine Murat Batgi "bölücülük yaptığı" suçlamasıyla tutuklandı. Sanatçı Ferhat Tunç yapılan bir konserde yaptığı bir konuşma nedeniyle bölücülük suçlamasıyla koğuşturmaya uğradı, tutuklandı; daha sonra serbest bırakıldı. Yine Rojin isimli bir sanatçı söylediği bir şarkıdan ötürü tutuklandı...
Bütün bu kara mizah örneklerinin yaşandığı süreçte isim yasağı konusunda da bir dizi karmakarışık uygulama sürdü, Kürtçe isim takılması binbir cambazlıkla engellenmeye çalışıldı.
Ama tüm engellemeler, yasaklamalar sorunu gizlemeye yetmiyordu, yetmiyor. Ortada çuvala girmeyen bir mızrak var. Kılıf bulmakta zorlanıyorlar...
Yasakçı zihniyetin saçma sapan uygulamalarını yaşadık, yaşıyoruz. Komik gerekçeler, aciz tavırlar, uygulamada karşılığını bulmayan ama yasal planda yapılmış düzenlemeler; genelgelerle ikide bir değiştirilen, sürüncemede bırakılan, yer yer memuruna göre bile değişen keyfi tutumlar... kısaca yasakları sürdürebildiği kadar sürdürmeye hizmet eden ne varsa yapılmaya çalışılıyor.
Son günlerde gündeme gelen kimi olaylara dönüp baktığımızda yasakçı anlayışın âcizliğini, yaşanan komediyi daha iyi görmek mümkün...
YASAĞIN KOMEDİSİ...
Kürtçe dil kursu açmak isteyenlere yönelik kimi engellemeler sürüyor. Bunlardan birisi geçtiğimiz günlerde Batman'da yaşandı. Batman'da Kürt Dili Ögretim Kursu adında bir kursun açılması düşünülmüş, uygun bir bina da hazır hale getirilmişti. Sıra izine gelmişti. Ama kursu engellemeyi kafaya takmış olan devlet yetkilileri, "Türkiye'de demokrasinin santim santim kazanıldığı" bir ülke olduğu gerçeğini ispatlarcasına kapılarda sorun çıkardılar. Kapılar 5 santimetre dar idi! Ya genişletilmeliydi ya da kursa izin yoktu! Kurs yöneticileri binanın kapılarını 5 santimetre genişleterek 90 santimetreye çıkardılar.
Ama yine izin çıkmadı. Çıkamazdı! Çünkü Türkiye'de demokrasi öyle kolay kolay işleyen birşey değildi! Demokrasi "bedel" gerektirirdi! Evet santim santim ilerlenmeli, gerekirse merdiven tırmanılmalı ve özlenene, istenene, izine ulaşılmalıydı! Merdivensiz demokrasi mi olurdu?!
Evet, demokrasi bu kez merdivene takılmıştı: Kursun "sabit yangın merdiveni" yoktu! Oysa binada bu merdiven de vardı! Fakat heyhat, "unutkanlıktan" dosyaya eklenmemişti! Eklemeyen ise yine devletin bir yetkilisiydi; bina hakkında rapor veren bir müfettişti!
Demokrasiyi yaşamak için merdiven de halledilip dosya tamamlandığında bakalım öğrenciler kursun kapısından içeri girebilecek mi?
Demokrasi için başka neler gerekiyor, göreceğiz!!!
Batman'daki kursun başına gelenler karşısında kimileri bunun "münferit" bir olay olduğunu, bu konuda sistemli bir engellemenin olmayacağını, olamayacağını düşünebilir... Ama öyle değil, Batman olayı bu konuda tek olay değil!
İkinci örnek, Adana'dan...
Adana'da açılmak istenen Kürtçe dil kursu derslik pencereleri müfettişlerce yapılan incelemede -verilen rakamlar doğruysa- 0.2 santimetre, yani yazıyla "iki milimetre" küçük olduğu için ruhsat alamadı!
Komik, acı, dehşet... Nasıl değerlendirirseniz değerlendirin ama durum bu!
Daha da acısı; izin verilmeyen binanın daha önce İngilizce Dil Kursu için kullanılmış olması ve ruhsat probleminin olmaması! Yani devlet İngilizceye iki milimetre daha tolerans tanımış!
Pencerenin genişletilmesinin ardından iznin alınıp alınamayacağı belirsiz... Ama önemli olan ruhsatın verilmesi değil, ruhsatın hangi aşamalardan sonra verilmiş olmasıdır! Önemli olan yasağın milimetreyle ölçülmesidir!
İbretlik olan da budur Türkiye'de!
YASAKLAR ZİNCİRİNİN
BİR BAŞKA HALKASI:
TELEVİZYON YAYINLARI
Yasakçı bir anlayışın hüküm sürdüğü Türkiye'de çıkarılmış olan kimi yasal düzenlemelerin -ki bu düzenlemelerle çeşitli yasakların ortadan kaldırılacağı söyleniyor! Öyle ya, AB kapısı önünde tarih bekleyen Türkiye'nin kriterlere uyması, "demokrasiyi" geliştirmesi gereklidir! Dolayısıyla kimi yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır!- uygulanmasının engellenmesi bu devletin kendi iç çelişkisidir.
Yazgısıdır bu devletin: Sözkonusu çelişki hayatın çeşitli alanlarında kendisini dışa vuracaktır! Bu kimi zaman kurs yönetmeliğinin hayata geçirilmesinde kendisini gösterir, kimi zaman kitap veya dergi toplatmada, kimi zaman kitap yakmada, kimi zaman sanat insanlarının yakılmasının seyirciliğinde, kimi zaman bir karikatüristin tutuklanmasında ifadesini bulur!
Kimi zaman ise bir çizgi film konusunda...
Evet, bir çizgi film konusunda...
Bilindiği üzere Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) hazırladığı "Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelikte" farklı dil ve lehçelerde yapılacak yayınların serbest bırakılması öngörüldü. Ama bu yayınların "sadece yetişkinlere yönelik olması" öngörülmüş RTÜK tarafından... Bunun pratik anlamı, örneğin çocuklar için Kürtçe çizgi film ya da müzik programı yapılamayacak. Yasak! RTÜK hazırladığı yönetmelikte, farklı dil ve lehçelerde yapılacak müzik, haber ve geleneksel kültürün tanıtılmasına ilişkin programların eğitim amaçlı olmaması koşulunu getirdi. Programların eğitim amaçlı olması yasak!
Pokemon'u, Heidi'yi, "Temel Reis"i (!), Micky Maus'u Kürtçe dilinde izlemenin ne zararı olabilir diye düşünmeyin! Öyle ya bu tür filmleri Kürtçe dilinde izleyen bir çocuk nasıl bir bölücü olur ileride, kimbilir! "Yılanın başını küçükken ezeceksin!", Kürtçe çizgi film izlettirmeyeceksin! RTÜK bunun önlemini büyük bir öngörü ile bugünden almıştır:
Yasak!!!
Yine RTÜK demek istiyor ki, çocuklar nasıl olsa Türkçe dilini öğreniyorlar, çizgi filmlerini, çocuk programlarını, müzik programlarını Türkçe dilinde izliyorlar... Kürtçeye ne gerek var? Öğrenmesinler... Ya "eğilirlerse?!" "Yaş ağacı eğme" hakkı bizim; bu işi biz yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz!
Tersi yasak!!!
Çocuklara Kürtçe çizgi film yasağı işin öne çıkan, belki daha dikkat çeken bir yanı...
Ama yasaklar bununla sınırlı değil...
KORKUNUN BİR BAŞKA YÜZÜ...
Devletin yasakları, aynı zamanda kendisinin korkularıdır da...
RTÜK'ün hazırladığı "Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelik" ile devlet; radyoların 60 dakikayı aşmamak üzere haftada toplam 5 saat, televizyon kuruluşlarının ise günde 45 dakikayı aşmamak üzere haftada toplam 4 saat yayın yapabilmelerine izin verdi!
Yayın saatlerinin bu denli kısa tutulmasının bir nedeni olsa gerek değil mi? Örneğin neden 24 saat yayın yapılmıyor da haftada bir kaç saatle sınırlandırılıyor?
Çünkü korkuyor devlet!
Bitmiyor yasak -ve korku-!
Şöyle deniliyor örneğin yönetmelikte:
"Bu dil ve lehçelerde yeniden iletim konusu yayınlarda dahil, televizyon yayını yapan kuruluşlar bu yayınlarını içerik ve süre açısından birebir olmak kaydıyla Türkçe tercüme veya Türkçe altyazıyla vermekle, radyo yayını yapan kuruluşlar ise programın yayınlanmasını takiben Türkçe tercümesini yayınlamakla yükümlüdürler..."
Neden diye sormayın...
Çok açık: Korku!
Yayınlar sadece "Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları dil ve lehçelerin izleyici-dinleyici profili belirleninceye kadar bu dil ve lehçelerdeki yayın sadece kamu ve özel ulusal yayın kuruluşları tarafından yapılır"mış! Üst Kurulun izni olmadan Türkçeden başka bir dil ve lehçede yayın yapan kuruluşa "izinsiz yayın müeyyidesi" uygulanacakmış! Yasak ve korku arasındaki bağ biraz daha açık hale geldi mi?
Peki yayınlar yapılacak da, hangi ilkeler temelinde yapılacak? İşte RTÜK yönetmelikte buna da açıklık getirmiş... Sınır şöyle çizilmiş: "Türkçe'den başka bir dilde yayın yapmak üzere Üst Kuruldan izin alan yayın kuruluşları yayınlarını hukukun üstünlüğüne, Anayasa'nın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe, genel ahlaka, cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne 3984 sayılı Kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmeliklerle düzenlenen esas ve ilkelere, Üst Kurulun öngördüğü yükümlülüklere izin şartları ve taahhütlerine uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapmakla yükümlüdürler;
- Bu dil ve lehçelerde yaptıkları yayın süresince mevcut logo ve tanıtıcı ses işaretinin dışında bir unsura yer vermemekle stüdyo düzeni ve ses efektinde Türkiye Cumhuriyeti'nin simgesi olmuş görüntü ve sesin dışında simge, işaret ve ses kullanmamakla yükümlüdürler."
Evet, sınır böyle çiziliyor... Çizilen aslında korkunun sınırı... Ve korku 80 yıldır süren bir korku! 80 yıllık tarih korku ile yasağın biraradalığının da tarihi aynı zamanda...
Peki yasaklarla nereye kadar?
Nereye kadar korkularla?
Var mı korkunun ecele faydası?!
DERYA GÜMÜŞ
Koyunları gözaltına aldılar
Müge Tuzcuoğlu
Burası Türkiye ve sonunda bu da oldu. Iğdırlı köylülerin, yaylaya çıkarmak istediği 2 bin koyun, jandarma tarafından 10 gündür gözaltında tutuluyor
Onlar ne yankesici, ne de düşünce suçlusu. Ama burası Türkiye ve sonunda bu da oldu; Ardahan’da Iğdırlı yarı-göçebe köylülere ait iki bine yakın koyun, kaymakamlık emriyle jandarma tarafından gözaltına alındı.
Komedi oyunlarını aratmayan bu durum; 6 Temmuz günü, Ardahan’ın Hanak ilçesinde meydana geldi. Iğdırlı bir grup köylü, bir araya getirdikleri koyunlarını, yaz mevsimi nedeniyle yaylaya götürmek istediler. İki bine yakın koyunu, çobanlara teslim ettiler. Iğdır’dan yola çıkan iki bin koyunluk sürü, Hanak’ın Çayağzı köyünde durduruldu. Çobanın, jandarma ekiplerine karşı çıkıp, yoluna devam etmek istemesine rağmen, jandarmalar, kaymakamlık emrini gerekçe göstererek, iki bin koyunu ve çobanı gözaltına aldı.
Koyunlar, önce yakındaki bir futbol sahasına, ardından da BOTAŞ’ın şantiyesine, etrafı tellerle çevrili bir alana yerleştirildi. Koyunlar 10 gündür burada tutuluyor.
Edinilen bilgilere göre; köylülere kiralanan arazilere belli miktarda koyun getirilmesi isteniyor ve kaymakamlık da koyunları alıkoymaya, “toprak kiralaması” meselesini gerekçe gösteriyor. Köylüler ise her yıl bu alanlarda hayvanlarını otlattıklarını, bu yıl böyle bir şeyin başlarına geldiğini dile getirerek, “Şimdi zararımız 100 bin YTL’ye ulaştı. Çözün bu sorunu” diyorlar.
Mahkeme kararı da yetmedi
Köylülerin, yeddi emin tayini için mahkemeye başvurmaları üzerine ise koyunların bulunduğu yerde bilirkişi incelemesi yapıldı. Mahkemeye bilirkişi olarak koyunların durumu hakkında bilgi veren veteriner Özer Alpkıray, “Hayvanların tamamının sütü kesilmiş. Bir kısmında meme hastalığı tespit ettim. Hemen hepsi açlık kaynaklı zayıflamış. Sütleri uzun süre sağılmadığı için memelerinde körelme tespit ettim, bu durum hayvanların bir daha süt verememesine neden olacaktır. Hayvanlar, yetersiz beslenme ve sulanmaya bağlı olarak ölüm riski ile karşı karşıyadırlar.” şeklinde konuştu. Veteriner Alpkıray, koyunların şu anda bulundukları yerde tutulmalarının uygun olmadığını belirtirken, bir otlağa çıkarılmalarında fayda olduğunu dile getirdi.
Mahkemenin, yeddi emin olarak Bülent Karadağ’ı görevlendirmesine rağmen, Hanak Kaymakamlığı’nın bu karara da uymadığı ve koyunları teslim etmediği öğrenildi.
Hanak Belediyesi karşı
Gazetemizin görüşmek istediği Hanak Kaymakamı A. Kadir Duran sorularımıza cevap vermekten kaçınırken, kaymakamlık yetkilileri, “Yanlış şeyler yazmayın, sonucuna siz katlanırsınız” dediler. Kaymakamlığın yönlendirdiği Ardahan Valiliği yetkilileri ise “Bu konuda bilgimiz yok” diyerek, görüş beyan etmediler.
Hanak Belediye Başkanı Harun Tangoç ise Ardahan’ın yerel gazetelerinden Kuzey Anadolu gazetesinde çıkan bir habere göre, kaymakamlık ve hayvan sahiplerini, inatlaşmadan vazgeçmeye çağırırken, sorunun çözülüp hayvanların telef olmaktan kurtulması gerektiğini söyledi. Tangoç, bu yanlış ve haksız uygulamadan rahatsızlık duyduğunu belirtti. (Iğdır/EVRENSEL)
Bunu da mı görecektik. Bu da mı başımıza gelecekti!.. Yapı kredi’den çıkan Cogito dergisinin haberine göre, çizgi film uzmanı M. Sanntag Şirinler’in komünist olduğunu açıklamış. Sonntag’ın “Kızıl Şirin teorisi”yle Şirinlerin yaşam biçimi olarak, bir toplumsal düzen olarak komünist olduklarını söylüyor... Garp alemi uyanmış biz hala uyuyoruz. “Bu kış da komünizm gelmedi”, “Komünizm öldü” derken ve buna deli danalar gibi sevinirken komünizmle kol kola yaşıyormuşuz, nifak tohumları bağrımıza kadar sızmış da haberimiz yok!.. Olacağı buydu. Biz milletçe tek atak panik atak halinde futbolda garp alemini dize getirmeye çalışırken, Vatan toprağımıza, hatta mahrem evimize komünizm şirin bir maskeyle girmiş kol geziyor haberimiz yok!.. Hepimiz futbolla top oturup top kalkarken, başımıza gelenleri duyunca hop oturup hop kalktım... Bütün çocuklarımızın severek izlediği, sevimli ve çok masum bildiğimiz mavi şirinlerin bile komünist olduğu ortaya çıktı. Şirinler aslında çocukların beynini yıkayan kızıl! Komünistlermiş. Şirinler hep bir ağızdan söyledikleri “La ta la la la” şarkısı enternasyonal’in yerine geçiyormuş. Şirin baba kim bili yor musunuz? Evet bildiniz.. Karl Marx...
Şirine de, Roza Lüksenburg... işin vahim tarafı Marx’ın Komünist Manifestosu’nun asıl adı “Kızıl Şirinler Manifestosu”imiş. Herkesin refahını düşünen, komünlerde yaşayan şirinler komünistleri temsil eder de, kapitalistlerin temsilcisi olmaz mı!.. Sonntag’a göre; Şato’da oturan, zenginlik peşin de koşan acımasız Gargamel’de kapitalist!..
Vay anam, vay babam, vay ceddim.. Bunu da mı görecektik?.. Demek ki yıllardır “tüyü bitmiş kıllara” komünizmi aşılayamayacaklarını anlamışlar. Onun için “tüyü bitmemiş” çocuklarımıza çizgi film yoluyla komünizmi aşılamaya çalışıyorlar. Şirinler aracılığıyla şipşirin çocuklarımız elden gidiyor. Bu kızılca kıyametin ta kendisi...
“Ey Türk titre ve kendine gel” artık her tarafı komünist sarmış. Kundaktaki bebeler bile potansiyel şirin komün. “Her kesin malı ortak” diyerek baklava, güvercin çalan çocukları, İz mirli, Manisa’lı gençlerin arkasındaki güç mavi görünümlü kızıl şirinlerdi. Ya sokak çocukları Gurup komün halinde yaşamaları komünizm özentisinden başka bir şey değildir. Yarın öbür gün ana okulundaki beslenme çantalarındaki yiyeceklerini paylaşıp komünizme özenirlerse vebali hepimizindir. Bu vesileyle başta medyamız ve devlet erkanı olmak üze re herkesi göreve çağırıyorum. Bu komünist cereyanlara tez son veriler, çocuklarımıza Hacivat-Karagöz izlettirile, şirinlerden etkilenen çocuklar ise takibata uğratıla. Bu vatan kurtula...
ne diyorlar?
George W. Bush
Türkiye bizim her zaman dostumuz
olan bir ülkedir. Hep onurlu ve bizimle eşit
olmak istemiştir, bunu biliyoruz. Çıkarlarımız
her şey demek değil. Dünya barışının sürekliliği
için Türkiye'yi de diğer yoksul ülkeleri de
dostça selamlıyoruz. Bu yolda tum birikimimizi
kullanmak zorundayız. Türkiye bizim kö-
tu ve iyi günde müttefikimizdi, bir nevi ai-
lemizdir.
Tayyip Erdoğan
Koltuğumda biraz daha oturmak için
kimseden istekte bulunmam. Demokrasi için
ne gerekirse yaparım çünkü hırstan
arınmak zorundayız .Çağdaş uygarlık yolunda
coşmuş bir insanım. Bensiz bir Türkiye
de pekala güzel yönetilebilir. Bunun aksini
düşünemiyorum. Kendim için bir şey
istiyorsam namerdim. Tersi olsaydı derdim ki;
istiyorum. Hem de cumhurbaşkanlığını...
Devlet Bahçeli
Bizim amacımız bu yoksul halkın
şikayetlerini dinlemek ve çözmektir. Asla
şovenizm duygularını kabartmak
davası gütmeyiz. Kardeş kavgasını körüklemek
ve bu yolda kadrolaşmayı sağlamak-
tan kaçınırız. Hedefimiz umut aşılamak-
tır. Bize faşist diyerek saldıranların
haksızlık ettiğini düşünüyoruz. Onların siyasal
hayatı bitecek!
Deniz Baykal
Benim solcu bir politikacı olduğuma
kuşku duyulamaz. Yolumdan döndüğüme
hala inananlar varsa, onların akıllarına
hayret ederim. Her kesimden sabit fikirlilere
şaşarım. Asıl olan her zaman ve her konuda
halkın isteğidir. Sağcıların kıblesi ise hep
Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ben de
halkım için varım ve tüm hizmetlerimle
onların bir memuru olmaktan kıvançlıyım !
Erkan Mumcu
Benim dürüst parti lideri imajım
her şeyden önemlidir. Ben başka liderler gibi
halkı kandırmak amacıyla tasarlanmış
oyunlara girmem. Bu benim için sıkınılacak
bir görünümdür. Ekonomiyle ve borsayla
görevim gerektiği kadar ilgiliyim. Halkımla
içli dışlıyım ve bu ilişkilerim sayesinde
toplumda değerli bir yerim var. Sanılmasın ki
yakın çevremi ihya ederim...
Yazıyı bir de birer satır atlayarak okuyun...
Piyasa ekonomisi Fadime ekonomisi gibidur
Bizum Gudukli Zeki merakli uşaktur. Geçenlerde kafasina takilmiş, Laz Marks emice dedi, bu bet muncurli holding ekonomistleri, ‘Pilanli ve pirogramli ekonomi küme düşmiştur. Piyasa ekonomisi tek gerçektur' deyiler. Ben işun içinden çikamadum, dedi.
Uşağum, bizum bi Karabaş varidi. Post-moderin bi kutav idi. (Kutav: Çöpek) Hangi kapiya bağlarsan, bir günde yeni sahibine alişur ve onun nami hesabina afkururdi. (Afkurmak: Havlamak) Bunlarun yaptuği iş da budur. Bu çürumiş soygun sistemini temize çikarmak içun durduklari holdingun kapisinda afkurmaktadurlar.
Piyasa ekonomisi Fadime ekonomisi gibidur. Bizum Fadime para görmesun, hemen çar çur eder. Yaruni düşunmez. Bunlarun uretumi da tuketumi da anti demokratuk ve istifçidur. Tüketicilerun bilinçli olarak ifade ettukleri gereksinumlerini ve önceluklerini hesaba katmazlar. Özel mülçiyetun egemen olduği bir rejimde meta uretumi, anarşi içinde yapilur. Haçan boyle bir rejumde, ureticilere uretilmesi gereken metalarun cinsini cibilliyetini ve miktarini gösterecek hiçbir organ yoktur. Bakunuz; geçen sene Peşuktaş'ta 15 tane sitoper, 9 tane kaleci ve 56 tane da top toplayici çocuk varidi. Niçun, çunki piyasa kurallarini işleten yoneticiler, geline altun takar gibi takuma oyinci takti. 15 tane bilezuk gelini üzmez ama 15 tane sitoper takumi ne hale geturdi gördunuz.
Uretimde rekabet ve anarşi, özel mülçiyet üzerine kurilan meta uretiminun yasasidur. Her üretici pazara sürduği metanun satişindan, mümkun olan en yüksek kari sağlamaya çalişur. Ama uretici, ureteceği metadan ne kadar talep edileceğini önceden doğri olarak kesturemez. Bilduği yalnuzca, o metaya talebun geçen sefer yüksek olduğidur ve o metadan olabilduğince çok uretmeye çalişur. Fakat diğer üreticiler de ayni şekilde hareket edince, talebi büyük ölçüde aşan miktarda mal uretilmiş olur ve ureticiler sezoni Fener gibi kupasuz kapatur.
Örnek verelum: Foter Osman bir milyon dolara sahip bulunmaktadur. Para oyle yattuği yerde büyumez, sermayeye dönişmez. Para dolaşuma girmelidur. Foter Osman para sahibi dostlarina danişur, sorup sorişturur. Bizum koloti kafali Foter Osman parasini nereye yaturmalidur? En soninda bulur. Hamsi işleme fabrikasi kuracaktur.
Çünki hamsi satişi geçen sene çok eyi gitmişidi ve epey bir insan taka yükiyle para kazanmişidi. Foter Osman hemen hamsi işleme fabrikasini kurar. Ula işe bak!.. Ayni fikir Patapat Süleyman'un da aklina gelmiştur, hatta Kanser Şaban'un da. Ve hepsi ayni anda hamsi işleme fabrikasi kurar.
Gayri Safi Milli Hamsi
Alti ay sonra Tirabizon'da bir süri hamsi işleme fabrikasi kurulmiştur. Depolar hamsi sitoklariyla dolmiştur. Her yerde tabelalar, reklamlar, afişler; Trabizonsipor'un formasindan, Avni Aker Sitadi'nun saha içi reklamlarina kadar her yer hamsidur.
Ve fabrikalar tam randumanla çalişmasini sürdurmektedurler.
Ortaya çikan bu durumi ne Foter Osman, ne Patapat Süleyman, ne de Kanser Şaban önceden görebilmiştur. Halk artuk hamsi satun almaz olmiştur. Foter Osman fiyatlari 2 ytl, Patapat 2,5 ytl, Kanser Şaban da 3 ytl düşurur. Buni gören Foter Osman 4 ytl indurerek işlenmiş hamsiyi zararina satmaya başlar. İşler daha da kötileşur. Piyasa hamsiye doymiştur artuk.
Ve birdenbire, sitop! Patapat Süleyman fabrikasinun faaliyetine son, çalişturduği iki bin işçiye de yol vermiştur. Ertesi gün Kanser Şaban'un fabrikasi da kapanur. Kisa bir süre sonra da Foter Osman topi atar. Binlerce işçi boşta kalmıştır.
Aradan bir iki yıl geçer. Hamsi furyasi unutulmiştur. Halk yeniden hamsi satun almaya koşar. Balukhaneler boşalur. Bütün hamsiler tükenur. Ula ilaç içun, bir tane hamsi yoktur. Fiyatlar yükselmektedur. Bu sefer Foter Osman yoktur ama bu tatlı işe Kivirzivir Resul girişmiştur. Ama aynı fikir, başka zeki ve becerukli insanlarun aklina da gelur; Maraz Ali, Yanuk Necati ve Kavara Behçet da hamsi işleme fabrikasi kurmiştur. Ve tarih yinelenur.
Kapitalist rekabet, kimi ureticiyi yikıma ve kimi ureticiyi ortadan silinup kaybolmaya ve diğer bazilarini da zenginluğe göturur.
Kapitalizumde ureticiler, kendi üretumlerini başka işletmelerle ve tüketicilerle uyumli hale geturemezler. Anarşi işte buradadur, yani plansuz, duzensiz bir üretim yapilmasindadur.
Daha fazla kar elde etme uğrina, ureticiler arasinda yürutilen rekabet ve savaşum, uretimdeki anarşiyi şiddetlendurmektedur.
Vada ya da Akses Paçisi
Günumuzun tüketicisi da bir acayiptur. Kiredi kartini övunerek taşimaktadur. Misal bizum Kivirivir Resul. Bu arahana kafalinun 3 tane kiredi karti vardur, üçüni da haboyle gömleğinun cebine koyup, beyuk bir havayla cümle aleme göstermektedur. Sanki İstiklal Savaşi Madalyasi taşiyayi. Ula koloti kafali, bu kiredi karti deduğun nane nedur? Veresiye defterinun evrim geçurmiş halidur. Akses paçisinun (Paçi : Kiz) peşine takilup, olmayan parayi harcarsan, yulari kapitalizume kapturursun. Ondan sonra da finans oligarşisi seni vadalayup durur.
Eskiden, bakkala veresiye yazdurmak içun kimsenun olmaduği bir ani kollardun. Herkez çiktuktan sonra mahçupça bakkala girer, alişverişuni veresiye defterine yazdururdun.
Peçiii, neden şimdi göğsuni gere gere kredi kartuni kullanayisun?
Bu, param yok, veresiye yazdurayirum anlamina gelmeyi mi?
Ama avradini kestuğumun kapitalizumi kiredi kartini bir prestij göstergesi haline geturmiştur. Bir insanun cebinde 5 tane kiredi karti varsa, aslinda beş ayri veresiye defteriyle gezeyi demektur. Gururlanmak bir yana, dövünmesi gerekurken buni bir pokmiş gibi göstereyisun.
Anliyacağunuz; üretimdeki anarşiyi aynen tüketicilere da sirayet ettirmişlerdur.
Onlar pilansuz pirogramsuz üreturken, bizum vada kurbani tüketicumuz da ota boka saldurup, tüketum anarşisi yaratmaktadur.
Yarattuklari anarşiyi bir başka anarşiyle çözmeğe çalişmaktadurlar; pilansuz pirogramsuz üretime, pilansuz pirogramsuz tüketim.
Yani senun anlayacağun Gudukli Zeki uşağum, kapitalizum, bütün masalari hileli olan bir kumarhane gibidur. Soninda kaybeden kesinlukle halktur, tüketicidur.
Unutma, piyasa onlarun piyasasidur, senun değil.
Bol bol taze hamsi ye, fosfori eksuk etma uşağum.
Hamsi Güni
Ula uşaklar, 5 Kasim pazar güni hamsilerunuzi imzalayirum
5 Kasim pazar güni, Tüyap Kitap Fuari'nda hamsilerunuzi imzalayacağum. Herkes gelurken hamsisini yaninda getursun. "Ben daha hamsi alamadum, yok efendum bulamadum" diyenler da merak etmesun, haçan ha burada vardur da. Unutmayun, saat 16 - 18 arasinda oriyayim.
Laz Marks Emice
İşte dünyanın en büyük Pizzası ;
En Büyük Geyik ;
En Ulu Ağaç
En Büyük Kurbaaa ;
En Büyük Örümcek ;
Dünyanın En Büyük Top Bataryası;
Dünyanın En Büyük Baseball Sopası;
Dünyanın En Büyük Kurt Kapanı;
Dünyanın En Büyük Kamyonu;
Dünyanın En Büyük Kaykayı ;
Dünyanın En Büyük Gitarı ;
dünyanın en puşt'u
O, üç yıl
önce, üniversite derdine ,başka bir şehre geldi ve geldiği günden beri,
bir fıkranın içinde , yan karakterlerden biri. Eskiden fıkralara
gülerdi , ama şimdi biliyor ki, gerçekler, onun güldüklerinden daha
fıkra...
Ne umut kaldı içimde,
Ne gözümde gözyaşı.
Nasıl aşsam,
Yüreğimdeki uçurumları.
Kaçacağım bir gün buralardan,
Gözlerimi kapatıp, gökkuşağı düşleyerek
Al beni rüzgar götür uzaklara, götür sonsuza