kendi yazdıklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendi yazdıklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bağlantının Koptuğu An

yollayan tutbenidüşmeden on Ocak 05, 2008

Bağlantının Koptuğu An ve o cümle. Hoşgörü sınırlarını zorlamıştım. Ama bu cümleden sonra bütün ilişki bitti. Kendisine hayat boyu başarılar. :-)

http://www.suicidekiss.com/graphics/pictures/albums/gothic/in-love-and-death.jpg




''Senin de benim gibi düşünmeni istiyorum''

M.A

LUDİNGİRRA

yollayan tutbenidüşmeden on Ağustos 29, 2007

Sümerli Ludingirra

http://www.komunarca.org/img/c3.jpg

ibrahim Zengül

Geçmişe dönük bilimkurgu olarak adlandırılan bu kitap insanı tarihin derinliklerinde bir yolculuğa çıkarıyor. 23 tablete yazılmış bu eser Sümerliler döneminde bir şair, yazar ve öğretmen olan Ludingirra’nın hayatını anlatır. Aslında yaşamını anlatırken bize o dönem hakkında çok sayıda bilgiler verir.

Sümerlilerin Akad himayesi altına girmesi ile kendi milletinin kültürel olarak yok olmasına göz yumamayan Ludingirra yaşam öyküsünü anlatıp kendinden sonra gelecekleri bilgilendirmek istemiştir. Arkalarında bıraktıkları binlerce belge sayesinde onları halen tanıyoruz.

Bu amaçlarla eserini yazan Ludingirra (eserinin bitip bitmediği kesin değildir) Sümer devletinin her konuda çevre uygarlıklara göre ne kadar gelişmiş bir yapıda olduğunu gözler önüne sermiş. Doğup büyüdüğü şehir olan Nippur’dan, tapınaklarından, yollarından, akarsularından, ailesinden, acılarından, öğretmenlik ve öğrencilik yıllarından, ulusunun destanlarından, bayramlarından, şiirlerinden, masallarından, atasözlerinden, şarkılarından, savaşlarından bahsetmiştir. Adalet, temizlik, saygı ve sevgi gibi kavramların o döneme göre çağının ilerisinde olduğunu söylemek abartı olmaz. Gerçekten de şimdi bile insanı şaşırtan derece olduğunu söyleyebiliriz. Örnek verecek olursak evlerine girerken mutlaka ayaklarını yıkamaları, Ludingirra’nın bir insan öldürülünce çok şaşırması, anneye duyulan sevgi, kız babasının başlık parası istemesi ilkel görmeleri vb. (bunun yanında kölelik sisteminin görülmesi biraz çelişkili) Aslında bunlar çok normal gelebilir ama bundan 4000 yıl öncesinde olanlar bunlar. Ulusunun öykülerini yazarken gerek eski krallarının gerekse Tanrılarının hakkındaki yazılan veya daha çok duyulan hikayelere ve inanışlarda mantığın el vermediği şeyleri eleştirebilmiş. O dönemde görülen düşünce özgürlüğünün ne denli gelişmiş bir yapıda olduğu da gözden kaçmamaktadır.

Ludingirra’nın öğretmenlik yıllarında Akad dilini Sümerli çocuklara öğretmek zorunda idi. Bu onun için oldukça zor olmuştur. Kendi dilini yok etmeye yönelik bir politika olduğunu bildiği için bu. Babası Nanna ise Akadca bildiği halde evde konuşmaz ve konuşturmaz bu dili.

Ludingirra’nın yaşadığı yer aslında onun bu yapıtı oluşturmasında önemli rol oynar. Ludingirra okumayı sevdiğini ve bunları anlatmaktan zevk duyduğunu dile getirir. Bilginlerin ve okumuşların bir arada bulunduğu bir mahallede otururlar. Babası Nanna her türlü sözleşmeleri hazırlayıp yazma işini yapar. Ve bunları saklar. Bunlar son derece önemlidir. Örneğin yazılı hukuk kuralları olan bu devlette her şey yazılı bir belge ile kanıtlanırsa geçerli imiş.

Yazdıkların saklama bir geleneğe dönüşmüştür. Özellikle işgal altında iken. Çünkü her savaş çıktığında düşman ilk önce saraylarda ve tapınaklarda bulunan tabletleri kırarmış. Amaçladıkları ise işgal altındaki halkın geçmişlerini unutup benliklerini yitirmeleriymiş. Ve bunu önlemek içindir belki de Sümerliler belgelerinin kopyalarını kentlerdeki başka kitaplıklara göndermişler.

Aslında Ludingirra amacına ulaşmıştır. Kendinden sonraki gençlere daha sonra da gelecek kuşaklara bu durumu anlatmak, kendilerini anlatmak istemiştir. Ve başarmıştır da. Annesine yazdığı şiir bile ölümünden sonraki 500 boyunca kopyalanarak farklı devletlerde ders konusu olarak okutulmuştur. Ve biz şimdi böyle bir medeniyeti daha yakından tanıyoruz.

Meslektaşı Kubaba Ludingirra ile sohbeti içinde söylediği bu tümceler onları ve Sümer Uygarlığını daha yakından tanımak için iyi bir olanak teşkil eder; ‘’Bilirsin bizim için en değerli olan bilgi. Onu bulduğumuzda mutluluğumuza son yoktur’’ .

Bir Bilim Adamının Romanı

yollayan tutbenidüşmeden on Ağustos 12, 2007

Bir Bilim Adamının Romanı

Oğuz Atay

http://www.kitapdenizi.com/resim/urun/3281B%C4%B0R%20B%C4%B0L%C4%B0M%20ADAMININ%20ROMANI%20%C4%B0LET%C4%B0%C5%9E%C4%B0M.jpg

Prof. Mustafa İnan’ın hayatını anlatan bu roman biyografi türündedir. Yazarı Oğuz Atay başkalarından dinledikleri bu yapıtta birleştirmiştir. Hikaye üniversiteye yeni başlayacak olan taşralı bir gençle ve yaşlı profesör arasındaki tanışma ile başlar. Profesör ona Mustafa İnan’dan bahseder. Ve sürükleyici bir şekilde bir bilim adamının zorluklarla geçen yaşamından kesitler vermeye başlar. (yazarın da eleştirdiği aslında yazma alışkanlığımızın gelişmemiş olması böyle bir çalışma yapmayı zorlaştırdığını dile getirmiştir.)

Bu zorluklar nelerdi? Öncelikle doğduğu yıl 1. dünya savaşının başlangıcı idi. Adana’da yaşıyorlardı ve düşman Fransızlar şehri kuşatmıştı. Bunu dışında geçirdiği kazadan mı yoksa başka bir nedenden mi ötürü bilinmeyen bir halsizlik, dirençsizlik vardı O’nda. Yaşamı boyunca bunu sıkıntısını çekti. Parasızlık, geçim derdi yakasını bırakmadı. Babasını kaybetti 18 yaşında. Onun büyük adam olduğunu göremeden. ( Senden adam olmaz diye hayıflanırdı oysa) Kardeşlerinin ve annesinin bakımını üstlendi bu yaştan sonra. Zorluklar içinde, yokluklar içinde okudu.

Öğretmeyi küçük yaştan beri alışkanlık edindi. Çok yetenekliydi. Üstün bir hafızası vardı. Herkesin anlayacağı dilden konuşmayı becerebiliyordu. Kendinden büyüklere de ders verirdi. Onlarla sohbet amaçlı konuşurmuş gibi yaparak gizliden dersler... Kendinden üst sınıfları da çalıştırırdı. Hocaları bile yapamadıkları soruyu ona çözdürürlerdi. Not tutmazdı pek sadece bir sarı defteri vardır. Anahtar kelimeler veya şekiller not alır, tekrar her şeyi hatırlaması için yeterli olurdu bu. Ayrıca öğrendiklerini hemen arkadaşlarına anlatması hafızasını daha da beslerdi. Herkes ile arkadaş olmaya çalışırdı ve çok dürüst idi. Bu özellikleri ile zaman içinde efsaneleştirilmiştir. Ve çok espriliydi.

Eğitim sisteminin bozuk yanlarını, öğretemeyen öğretmenleri eleştirmiştir. İthal bilimin bizi ileri götürmeyeceğini anlatmıştır. Batılılaşmanın ülkemizde yanlış anlaşıldığı ve bunu gerçekleştirirken doğu kültürüne zarar verilmemesini savunmuştur. Ayrıca 2 tane dünya savaşı yaşamsından olsa gerek milliyetçiydi. Tabi bu bugün olan saptırılmış halde olanından değil.

Ders verdiği öğrencilerinden olan Jale hanıma aşık olmuş, çeşitli zorluklar yaşasa da evlenmişlerdir. Arkasından maddi zorluklar ve Mustafa İnan’ın 40 yaşından sonra yorgun düşmesi. Bakmak zorunda olduğu annesi ve kardeşleri…

Aldığı notlarda aslında Mustafa İnan’ın kendi branşı olan mekanik dışında pek çok şey ile uğraştığını görülür. İçindeki merak duygusu, o keskin hafızası ile harekete geçince de artık sürekli öğrenen kendini yineleyen bir durumda olmuştur. Özellikle matematiği her şey konu ile birleştirir hayat ile bütünleştirir. Şiir okurken bile bunu yapabilir. Sinema ve tiyatroya giderdi.

1944’lerden 1967’deki vefatına kadar İstanbul Teknik Üniversitesinde mekanik bilimi ile ilgili yaptığı çalışmalardan ötürü 1971 yılı hizmet ödülü verilmiştir. Bu görüldüğü gibi çok geç verilmiş olan bir ödül. Ülkemizi de yurt dışında başarı ile tanıtmış, daha fazla para kazanmak uğruna öğretmenlikten vazgeçmemiş, haksızlıklara karşı gelmiş, bilimin ilerlemesine katkı sağlamış olan böyle bir insana çok geç veriliş bir ödül doğrusu. Onun zayıf bedeni daha fazlasına fırsat vermedi.

Bu roman bize aslında o günlerden bu günlere pek bir şeyin değişmediğini gösteriyor. Halen tek amacı sınıfı geçmek olan öğrenciler ve sadece para kazanmak için öğretmen olmuş öğretmenler var. Bir yarış içersinde herkes birbirinin üstüne çıkarak bir yerlere gelmek istiyor. Belki de Mustafa İnan hiç böle olmadığı için bu kadar başarılı olmuştur. Bize de hayatı örnek teşkil eder. Çünkü bu kadar zorluklara rağmen yılmayıp mücadele edip çok başarılı bir insanın hayatı var önümüzde.

Üvey

yollayan tutbenidüşmeden on Temmuz 03, 2007

img504/8550/veylf0.jpg

İnsan Dilinin Altındadır

yollayan tutbenidüşmeden on Haziran 25, 2007

Kitabın Kalbi

yollayan tutbenidüşmeden on Haziran 22, 2007

Mazideki korku

yollayan tutbenidüşmeden on Nisan 14, 2007



Sağlıksız beslenme,
Düzensiz uyku,
Ders çalışmaya çalışmalar,
Ve renkli rüyalar alemine yer yer dalışlar
.....
Seni düşünüyorum sağnak şekilde
Seni kazıyorum benliğime
Seni hiç unutmayayım diye
.....
Korkuyorum seni kaybetmekten
Vapurda cam kenarına oturamamak gibi
Soğuk ve denizi görmeyen bir yerde bulunmak gibi seni kaybetmek


30.11.2006 01:15

For Lawinyaa

yollayan tutbenidüşmeden on Mart 25, 2007


platonik aşklar diyarında
sesizliğin ortasında kalakaldım
sana bakmak bile yetiyor bazen
unutursun diyorsun beni
hiç hatırlamazsın diyorsun
hergün gördüğüm seni nasıl unuturum.
Seni görüp de konuşamamak var ya
ahhh işte çok zor....
keşke herşey geçen pazartesi gibi olsaydı
en azından gülümselerin yetiyordu bana
gözlerini benden kaçırışın geliyor aklıma şimdi
biliyorum iyi niyetinden bunlar
ama inadına karşılık inat
bende unutmayacam seni
ne kadar çabalarsan unutturmaya
o kadar sevecem seni
...


10.12.06

Antikçağ Kütüphaneleri

yollayan tutbenidüşmeden on

Başını ABD’nin çektiği koalisyon güçlerinin Irak’ı işgalinin ilk günlerinde Bağdat müzesinin yağmalandığı günde ABD savunma bakanı Rumsfeld; ‘’Irak halkının özgürleştiğini’’ söylüyordu. Aynı günde müzede çalışanlarından bir hanımın televizyonda söyledikleri ibret vericiydi. ‘’yüz yıl sonra çocukların öldürüldüğü unutulabilir ama ırak halkının kendi tarihini yağmalayan bir halk durumuna düşürülmesi unutulmayacaktır’’.

Kuşkusuz dünyada barış hakim olmadığı sürece kitapların, kütüphanelerin, müzelerin yakılıp yağmalanması son bulmayacaktır.

İnsanoğlunun taşa, kile, papirüse, deriye, parşömene, kağıda ve disklere yazma macerası biraz da insanın insan olma mücadelesidir. Bilgisinin, birikiminin kalıcılığını sağlamak için hep bir yol buldu. Bugünün siber tekniğine ulaşmada Antikçağ güçlü kütüphanelerinin önemli rolü vardır. M.Ö 47 yılında, Sezar’ın Mısır savaşı döneminde İskenderiye kütüphanesinde yedi yüz bin cilt kitabın bulunduğu söylenir.

Yine Büyük İskender’in yastığının altında iki şeyin durduğu söylenir; bir kılıç diğeri de Aristoteles tarafından gözden geçirilen Homeros’un İlyada’sı…

Antikçağın müze ve kütüphaneleri insanların belleğinde o kadar parlak bir iz bırakıyorlardı ki sürekliliği sayesinde orta çağ karanlığının içinden yeniden doğuşu Rönesans’a damgasını vurabilmişti. Bu süreklilik ilk çağdan modern zamanlara uzanan köprünün ilk kemerlerinden birisini oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Bağdat müzesinin yağmalanmasına sebep olanlar uygarlık taşıyıcısı olduklarını söyleseler de uygarlık insanlığın ortak emeğinin bir ürünüdür.