Yer İstanbul'dur. Anadolu'dan tüm aidiyetlerini yok ederek gelen köylülerin, işçilerin göç yeridir burası. Çocuklarına ekmek götürmek isteyen her baba, her ana koşturur gündüz-gece sokaklarda, daha iyi bir yaşam için… Şiirler yazılmıştır onlara ve umutlarını yitirmemek için dizeleri ortak etmişlerdir yüreklerine. "Umut fakirin ekmeğidir." Ekmek parasına çalışan insanlar, "her insan" gibi eğlenirde… Hani o topun peşinden koşanlar… Bütün gün sıkıntıyla akıttıkları terlerini bu sefer beraber ve bambaşka bir dünyanın içinde, umutla, mutlulukla akıtmak isterler ve terlerini birbirlerine bulaştırmaktan çekinmezler. Umutsuzluk ve acıdan kurtulmak isterler. Parasızlıktan, patronları tarafından hor görülmekten, aşağılanmaktan toz-toprak-çim sahalarda kurtulur insanlığımız. Burada ast-üst ilişkisi yoktur ve özlediğimiz sınıfsızlığı, eşitliği yaşarız bir topun peşinden. Paslaşır ve paylaşırız…
İstanbul'da 1988'den 1996'ya kadar Pendik'in Topselvi semtinde oturdum. Evimizin yanında bulunan ve büyük bir olasılıkla gelecekte birkaç apartmanla muazzam bir estetik yaratacak (!) bir sahamız vardı. Nedense orası hep boş durdu. İyi ki de böyle oldu. Bütün gün boyunca yaptığımız maçları hatırlıyorum. Salya-sümük, toz-duman ve kan revan derken her günün nasıl geçtiğini şimdi düşündüğümde şaşırıyorum. Her gece üstüm başım çöplük gibi ve kanamakta olan dizler, dirsekler… Annemden her gece fırça yerdim. Ama her sabah veya her okuldan gelişte sahaya 'bekle ulan geliyorum' diyerek eve hızla gittiğimi bilirim.
Bilinçlenmeye başladıkça futbolun spordan çıktığını ve arkasında birçok sermaye grubunun, mafyanın ve sporla alakası olmayan insanların, kar kazanmak için kullandığı bir araç olduğunu; büyüdükçe bunun artık sanayileştiğini gördüm. Aslında bu olayın yakın geçmişine dönelim. 1940'lı yıllar İspanya için çok zorlu yıllardı. İspanya 'İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'yla bir yandan da iç karışıklıklarla fena halde boğuşmaktadır. Madrid ve Barcelona yani Basklar ve Katalanlar iki ayrı ülke olarak dağılmak istemektedirler. Bu yıllarda İtalyan faşist lider Musollini ve İspanya lideri Franco'nun arasından tam anlamıyla su sızmamaktadır. İki faşist, ideallerini sesszice halletmelerini sağlayacak yeni düşünceler arayışındadırlar. Dünya'da bu kadar olumsuzluğun yanında yeni bir kavram yükselişe geçmiştir : FUTBOL. Futbol insanların ilgisini öyle çekmiştir ki, insanlar zaman zaman savaşı bile unutmuşlardır. Bu dönemlerde İspanya'nın en büyük kulübü Real Madrid hem ekonomik olarak hem de futboluyla skıntılar çekmektedir. . Bütün bu gelişmeleri takip eden Franco, Musollini'ye bir haber yollar : "Sizi en kısa zamanda,yeni düşüncelerimiz için Madrid'e bekliyoruz." Musollini'den cevap kısa zamanda gelir: "Düşüncelerinizi okuyabiliyorum. Yedinci gün dönümünde Madrid'de olacağım." Madrid'in El Mayor'u yani Belediye Başkanı o yıllarda hem furbola aşık hem de iyi bir iş adamı ve mimar Santiago Ramon Bernabeu'dur. Ramon aynı zamanda Real Madrid'in eski bir futbolcusudur. Franco aynı günün sabahına Ramon'u sarayına davet eder. Ve teklifini yapar: "Sana Real Madrid'i yönetme görevi veriyorum. İtalya'nın maddi desteğiyle büyük bir stadyum yapacağız. Ancak bu stadyum için gerekli paranın ancak yarısı.Bu stadın mimarı ve herşeyini yöneten kişi sen olacaksın." Zaten bir Real Madrid aşığı olan Ramon hemen bu teklifi kabul eder ve : "Tüm varlığım Real Madrid'indir. Büyük Lider'im; şüpheniz olmasın. Verdiğiniz görevi yerine getireceğim." 1974 yılında kendi adı verilen Estadio de Santiago Bernabeu'nun açılışına tabi ki Musollini de katılır. Musollini bu olayla ilgili Baş Yaveri'ne çok önemli bir söz yazdırır: "Alın insanlık.Size en büyük oyuncağınızı armağan ediyorum. Onunla bol bol oyalayın kendinizi.Oyalayın ki benim fikirlerim yükselsin..." Fakat insan aklının durdurulamamazlığı her zamanki gibi bu düşünceleri sonuca ulaştıramamıştır.
Forza Livorno İnsanlık hem futbolu, hem bilimi, hem de özgürlüğü aynı anda yükseltmesini bilmiştir. Günümüzde hala birçok sol çevre futbolu afyon göredursun okulda, fabrikada, yollarda diyerek sokaklara taşan sol muhalefet, endüstürüyel futbolu kabul etmeyerek trübünleride doldurmakta… Dünya'da oluşan birçok harekete benzer hatta daha ciddi bir olşum var Türkiye'de. "Endüstürüyel Futbola Karşı" sloganıyla www.forzalivorno.org adlı site(miz) kuruldu. Forumda "Mamalak" takma ismini kullanan üniversite öğrencisi tarafından 4 Şubat 2006'da kurulan site, İtalya'nın Livorno takımının muhalif tavrını kendine örnek alıyor.
Cristiano Lucerelli
Bu insanlardan biridir Cristiano Lucerelli. 29 yaşındaki forvet, Livornolu bir liman işçisinin çocuğudur. 12 yaşından beri Livorno trübünlerinin gediklisidir. Şehrin isyancı ruhunun bayrağı Livorno takımıysa, takımın bayrağı da Cristiano Lucarellidir. Torino, Lecce, Valencia, Atalanta gibi üst düzey takımlarda oynarken, sakat ya da cezalı olduğunda da, Livorno 'Kurva'sında yerini alıyordu. 2003'te, Torino'yu bırakıp, 100 bin avro aşağısına Livorno'ya gelmesi, onu büsbütün efsaneleştirdi. Menajeri, 'Milyonunuz Sizde Kalsın' adıyla kitaplaştırdı onun öyküsünü. Kitap şu cümleyle bitiyor: "Livorno herhangi bir takım değildir, İtalya futbolunu kurtaracak güçlerden biridir." Lucarelli 25 golle, Livorno'nun Seria A'ya çıkışında büyük rol oynadı. Otonom Tugaylar taraftar grubunun kuruluş yılı olan 1999'a selamla, 99 sırt numarasını taşıyor. "Doğduğumdan beri komünistim" demişti bir beyanatında. 1996'da 21 yaşaltı milli takımda attığı ilk golde formasını sıyırıp Che Guevaralı tişörtünü göstermişti. Bir daha milli takıma çağrılmadı. Şimdi, 'rezerv' kadroda yer alıyor. Sol yumruğuyla 'komünist selâmı' verdiği için Di Canio'ya verilenin üç katı cezaya çarptırılmıştı. Lippi onu ulusal takıma alacak dendiğinde, "Beni enterese etmez, benim ulusal takımım Livorno'dur" diyerek tavrını ortaya koymuştur.
BAL ve Trübünler
Livorno'yu tanıtırken kısa adı BAL olan "Brigate Autonome Livornesi"yi, Livorno'nun o piskopat, ateşli seyircisini yazmadan olmaz. Türkçesi "Livorno Otonom Tugayları" olan bu taraftar grubu rejime muhalif olmaları ve İtalyan Futbolunda büyük takımların bazı kapitalist patronlar elinde şekillenmesi karşısında sert tavırlar sergileyebiliyorlar. Berlusconi saç ektirmesiyle dalga geçmek için Milan deplasmanında başörtülü giden Otonom Tugayların her protestosunda bu kadar masum olmadıklarını kavgalar kızışınca eylemcilikten gelen tecrübeyle Molotof kokteyliyle saldırılarından anlıyoruz. İşlettikleri dernek mekanı olan " 1921" adını İtalyan Komünist Partisi'nin kuruluş yılından alıyor. Livorno Calcio trübünlerine uğrarsanız Irak, Küba, Filistin, Lübnan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bayrakları altınca Caio Bela marşıyla, yanınızda orak-çekiç ve Che motiflerinin olduğu insanlarla karşılaşabilirsiniz.
Sol muhalefetin her kesiminden insanlardan oluşan futbol dışında da her türlü tartışmaya açık olan forzalivorno.org da "Tarih ve Siyaset", "Kültür-Sanat ve Bilim" ve "Güncel" başlıkları ardında gayet seviyeli ve bazen akademik tartışmalar düzeyinde forumlarla karşılaşabiliyoruz. Hatta bazı spor yazarlarınında katıldığı tartışmalar bir çok insan için faydalı ve birikimsel değerler taşıyor.
İnsanın eğitim süreci ve gelişimi için temel etkinliklerden biri olan sporun, insanlığa en verimli şekilde ve amacına yönelik yapılmasını isteriz. Futbol denen spor çeşidini beğenen, seven ve oynayan kişiler olarak futbolun, kolektif, beraberlik ve birlikte hareket etme bilincini aşılayan ve insanların bedensel ve zihinsel gelişimini sağlayan bir araç olarak görmekteyiz. Kapitalist sistem her şeyi metalaştırdığı gibi, futbolu da metalaştırmakta ve onu insan üzerinden kar etmek için kullanmakta. Buna karşı spor oynamayı insan etiği oluşturan bir araç olarak gören ve hayata karşı duruşlarını her alanda olduğu gibi futboluyla da gösteren Livorno Calcio klübünden esinlenerek ve onlara olan aidiyetimizi kaybetmeyerek kurduğumuz bu siteyi destekliyoruz. Nasıl ki hepimiz aynı gökyüzü altında yaşayan insanlarsak, aynı sahada top koşturuyoruz. Yanı enternasyonel bir yaşamı futbolla da savunuyoruz. Hayatta roller alırız ve bunu uygularız. Baba oluruz, bir işçi ya da futbolcu. Önemli olan bu rolleri insan etiğine en uygun bir biçimde yapmaktır. Hayata soldan bakan insanlarız ve doğal olarak futbol anlayışında da insanlığı, eşitliği, kardeşliği ve beraberliği savunacağız. Her yer kurtarılmalı öyle değil mi? Sonuçta artık sahalar futbol üreten fabrikalara çevrilmiştir. Bu fabrikanın işçileri futbolculardır. Her türlü sömürüye karşı olarak bu fabrikayı da düzeltmemiz gerekiyor.
Gelgelelim Topselvimize.. Orada hala o arsa boş ve hala çocuklar top koşturuyorlar. Sadece beraberliği ve arkadaşlıkları tadan bu çocuklar ileride bilmiyorlar ki severek ve beraber yaşadıkları bu güzellikleri kullanan ve bunun üzerinden kar kazanan insanların pençelerine düşecekler. Bunu kabul etmiyor ve trübünlerde ortak ve etik spor-sporcu-taraftar anlayışını artırmak istiyoruz.
RED Dergisi 7. Sayı Mayıs 2007
Mehmet Şafak Sarı
Seni Sevmek Seni sevmek balığı Urfa’da avlamaktırBalıklı gölde yasak olduğu için güzeldir Seni sevmek Munzur dağlarında kamalı keklik avıdır Hani keklikler yorulur da kara düşünce kalkamaz... Seni sevmek yedisinde bir sabinin günlük gelirine konmaktır Alaca şafakta çıkmıştır yola Simidinin yarısını satmıştır Yüreği küçülmüştür elleri büyüdükçe... Seni sevmek bir trencinin tren altında kalması gibidir Çığlığı düdük sesine Hasreti raylara takılı kalır... Seni sevmek kaşarlaşmış bir celladın kendini asması gibidir Asılı cesede bakıp ta hem ağlar hem güler ya Oysa bir avuç gözyaşıdır bedenini astıklarından arta kalan... Seni sevmek zordur güzelim Seni sevmek çelişkilidir Ölümle yaşamın kardeşçe birliğidir Ölünün mezarı görüp vazgeçmesi gibidir Buna rağmen seni sevmek güzeldir... |
İlyas Salman |
öf dedi fare. dünya da günden güne daraliyor. ilkin bir genisti ki, korktum, kostum ileri, uzakta sagli sollu duvarlari görür görmez dünyalar benim oldu. ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine dogru ilerliyor ki, en son odadayim iste; orada, kösede de kapan duruyor, gide gide kisilacagim kapana.
kedi: sen de öyleyse yönünü degistir, dedi ve fareyi kedi yedi.
"kim terkedilmis bir hayat yasar, ama yine de bazen insanlar arasina karismak istegini duyarsa, kim günün degisik zamanlarini, havadaki, is durumundaki vb. degisiklikleri dikkate alarak tutunabilecegi bir insan kolu görmek isterse, sokaga bakan bir pencere olmadan uzun süre yapamaz"
"düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir, o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur."
av köpekleri henüz avluda oynuyorlar; ama avları daha şimdiden ormanın içinde ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kaçamayacaklar..
bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. insan evraka dönüşür. evraka verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrakın akışına girer. bu varlık şahsen çağrıldığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca 'olay'dır. 'konu' ile ilgili olmayan ne varsa akıp gitmiştir. resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. sigara içmek kesinlikle yasaktır. bu yasağın kapsamına soluk almak da girer. buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. her türlü ümit uçup gider. kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. buraya giren, yalnızca bir vizite kağıdı ya da pasaportunun uzatılmasını istese bile kendini suçlu duyumsar. en iyi olasılıkla bir dilek sahibidir, aslında ise suçludur..
''kargalar, bir tek karganin göğü yok edebilecegini ileri sürer. ona kuşku yok; ama göklerin kulagı duymaz böyle bir savı, çünkü gökler kargaların yokluğu demektir.''
"yaşama başladığın anda iki görev; sınırlarını her an daraltmak ve bu sınırları aştığın anlarda da gizlenmeyi başarıp başaramadığını her an sorgulamak..."
"bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur."
belki bir şeylere sahipsin, ama kendi varlığın yok savına verdiği cevap, bir titreme ve yürek çarpıntısı oldu sadece..
bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir : masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü..
bir merdivenin üzerine basılmaktan yeterince çukurlaşmamış basamağı, basamağın kendi açısından, ıssız çakılmış bir tahta parçasıdır yalnız.
"odandan cikman gerekmez,masanda oturmaya devam et ve dinle..
dinleme bile,sadece bekle..bekleme bile
gercekten sakin ve yalniz ol
dunya ozgurce sunacaktir kendini sana..
maskesinden siyrilmak icin baska secenegi yok
husu icinde yuvarlanacaktir ayaklarinin dibine..."
Bağlantının Koptuğu An ve o cümle. Hoşgörü sınırlarını zorlamıştım. Ama bu cümleden sonra bütün ilişki bitti. Kendisine hayat boyu başarılar. :-)
''Senin de benim gibi düşünmeni istiyorum''
M.A

