Kimsenin Kağıt Toplamak Zorunda Olmadığı Bir Gün
Abla, "demek sen zaten bir yazarsın" dedi. Kağıtçıdan yazar olur mu ki, demek istedim ama aslında ben de inanmıyorum ki kağıtçı olduğuma. Sanki başkası kağıtları topluyor, bense sürekli hayal ediyorum, kafamda sesler oluyor.
BİA Haber Merkezi
11 Ekim 2008, Cumartesi
Atık kağıt işçilerinin kendi seslerini, taleplerini deneyimlerini duyurduğu KAtık dergisinin altıncı sayısı çıktı. Bu sayıda Tekirdağ, Antalya ve İstanbul'dan işçilerin yazıları, Çevre Mühendisleri Odası genel sekreteriyle söyleşi, işçilerin örgütlenme sorunları üzerine yazılar bulunuyor. İrtibat için katik_aki@mynet.com adresine e-posta atılabilir. Dergiden atık kağıt işçisi Mehmet'in yazısını alıntılıyoruz.
İsmim Mehmet. Dergi için yazı topladıklarını söylediler. Ben de yazıları toplayan abla gelince, herkesten gizli yazdığım şeyleri utanarak gösterdim.
Aslında günün birinde birilerinin, okuyacağını hiç düşünmemiştim ama birden başkası merak edince çok heyecanlandım. Demek ben de istiyormuşum başkaları yazdıklarımı okusun, sesimi duysun.
Abla, "demek sen zaten bir yazarsın" dedi. Kağıtçıdan yazar olur mu ki, demek istedim ama aslında ben de inanmıyorum ki kağıtçı olduğuma. Sanki başkası kağıtları topluyor, bense sürekli hayal ediyorum, kafamda sesler oluyor. Gerçek ben hangisi, bazen ben de karıştırıyorum.
Hatta geçen amcaoğlu bir şey soracak oldu, ben boş bakıyormuşum, öyle diyor. Bir kezinde de zabıtalar geldi arabamı almaya. Fark etmemişim. Sonradan çok kızdım kendime, koruyamadım arabamı diye. Ne de olsa kağıtçıyım ben. Evime ekmek götürüyorum arabamla.
Gündüz hayal kurmasam gece rüya görüyorum. Çok gördüğüm bir rüya var. Rüyada önce bizim ordayız. Düğünümüz var. Düğünde halay çekiyoruz. Düğün dememe bakmayın, bizim düğünlerin de eski tadı kalmadı. Yokluktan aslında, köyde daha güzel olurdu, biraz da nedense kimse sevdiğine varamıyor, galiba ondan. Kağıtçıya kim kız verir diyorlar ya...
Sonra biz düğün yerinden bir alay insan yola çıkıyoruz. Kamyonların içinde çöpler var. Tepesine kadar dolu. Hepsinin üstüne çıkıyor konu komşu kim varsa. Hep birlikte oynamaya başlıyorlar. Kamyonlarla el arabalarıyla hep birlikte kağıt topladığımız yerlere gidiyoruz.
Akşam oluyor, ışıklar var her yerde. Alüminyum lambalar sokaklarda ışıl ışıl yanıyor. Bütün trafik duruyor, biz yürüyoruz. İşin tuhafı malımıza, arabamıza el koyan zabıta da bizim kervana katılmak istiyor. Zabıta diyor ki "Biz emir eriydik, o yüzden arabanızı alıyorduk ama geceleri hiç rahat uyuyamıyorduk, şimdi bugün tatil günümüz, bizi de alın aranıza. Aramızda bazı kötü niyetli arkadaşlar vardı ama biz öyle değiliz" diyorlar.
Şaşırıyoruz ama seviniyoruz da çok. Her ortamda iyisi kötüsü olur, biz de bazen hata yapıyoruz, doğrusunuz diyoruz. O sırada bakıyorum, bazı adamlar çöpleri topluyorlar yoldan. Kim ki bunlar, bizim işimizi yapıyorlar diye bakınca şaşırıyorum. Bir tanesi zorla malımızı düşük paraya almak isteyen fabrikanın sahibi.
Diğerleri de onun gibi. Önce öfkeleniyoruz onları görünce, ama meğer fakir düşmüşler. O zaman kamyonetlerdeki kağıtlardan, plastikten veriyoruz onlara. Onlar da çocuk babasıdır ne de olsa, diyoruz. Yalnız, diyorum ben, sakın sadaka diye görmeyin, gönlümüzden koptu. Yardım amaçlı yani, acıma değil. Sonra "biz biliriz" diyorum, "çöpten ekmek çıkarmanın ne olduğunu iyi biliriz".
"Kartonları da öyle düzensiz koymayın" diyorum, gösteriyorum nasıl yapacaklarını, "sonra eve dönerken birden çokça karton çıkar karşınıza, sevinciniz kursağınızda kalır, alamazsınız yeriniz yoksa" diyorum. "Sağol" diyorlar.
Sonra bize siz nereye gidiyorsunuz diye soruyorlar. Ben şaşırıyorum, sahi nereye gidiyoruz diye. En önden kervan başı bağırıyor: Hindistan'a, diyor. Ben birden çok seviniyorum, çünkü Hindistan'ı çöpten bulduğum bir kitapta görmüşüm ve çok merak etmişim.
Biri diyor ki, "Oralarda kağıt çokmuş. Çünkü çok büyük bir ülke, çok insan var. Bir kez toplarsan zengin durmuşsun bir daha hiç toplamazmışsın, başkaları da toplarmış sonra, herkes nasibini alırmış."
Başkası diyor ki "Orda kız verirken ne iş yaptığına bakmazlarmış". Bir başkası "orda belki başlık parası da istenmiyordur" dedi, herkes güldü.
Ben de başımı sallıyorum ve gülüyorum. Gizli gizli atlasta gördüğüm yerleri düşünüyorum. Hep yalnız yürüdüğümüz yokuşlardan bu sefer hep birlikte çıkıyoruz. İnsanlar bizi alkışlıyor. Hatta çöplerini topladığımız apartmanların pencereleri açılıyor. Bize beşinci kattan hakaret eden amcalar teyzeler Keşke biz de gelebilsek, diyorlar sizle. "Biz de aslında mutlu değiliz buralarda."
"Olmaz" diyoruz, "sizin üstünüz bizden temiz ama içiniz değil, orda kabul etmezler sizleri. Hesap sorulur sonra size."
Sonra ama Hindistan'a varamadan uyanıyorum. Zaten nasıl varılır ki o kadar zamanda, çok uzak orası. Rüya bile olsa varılmaz herhalde.
Ablaya çöpten çıkan kitapları okuduğumu söylemiştim. O da şaşırmıştı. Bana kitap da getirdi sonra. Ben kabul etmek istemedim ama "ben öğretmenim, benim senin gibi öğrencilerim var" deyince aldım. Bazen okuyorum, sonra dalıp gidiyorum. İçime tuhaf bir duygu gelip yerleşmiş: Sanki ben kağıt toplamak için doğmamışım. Ama şu dünyanın sırrını da sanki çöplerin içerisinden çıkaracakmışım gibi geliyor.
Gülmeyin bana. Bir insanın tek başına her şeyi anlamaya gücü yeter mi demeyin, hele çöpün içinden her şey çıkar ama senin dediğin şey çıkmaz da demeyin. Çöpten neler çıkıyor bir bilseydiniz... siz de şaşardınız. Ama tabii siz çöpe baksanız benim gördüklerimi görür müydünüz ki?
Belki boş düşünüyorumdur, ne de olsa işe çıktığımda bazen benle konuşan üniversiteli ablalar ağabeyler kadar okula gitmemişim. Ama yine de düşünmeden edemiyorum.
Bir kezinde neden bu haldeyiz diye sormuştum babama. "Kaderimizde yazılmış" dedi. "Babam beni okutamadı." Ama bence başka şeyler olmalı. Güneş her sabah doğuyor, sebepsiz yere değil ya. Bir nedeni olmalı. Aslında her şeyin bir nedeni olmalı.
Mesela kağıt fiyatları düşüyor çokça. Anlamıyoruz. Biri diyor kağıt ithalatı olmuş, çok kağıt varmış. Çok olunca istemiyorlarmış kağıt. Ama niye bazı zaman ithalat oluyor bazı zaman olmuyor? İthalat yapılmasa olmaz mı? Sordum bir kez, "piyasa böyle, o karar verir" dediler.
"Herkese mi o karar veriyor yoksa sadece bize mi" diye sordum ben de. Piyasa nasıl bir şey ki? Aldığım paradan çok böyle bizden bir şey saklamalarına bozuluyorum. Sanki bir perdenin arkasındayım da perdeyi kaldırınca her şey gözüküverecek ama işte öyle bir perde var mıdır, olsa da nerde bulunur, onu da bilmiyorum ki...
Sinemada en beğenilen 10 anti-kahraman
Anti-kahraman; tavırları, yöntemleri ve niyetleri itibarıyla 'kahramana' uygun düşmeyen pozisyonda birisidir.
Aslında anti-kahraman denilen figür, kahraman olmayı hiç istememiştir. Hatta etrafındaki düzgün ve efendi tipler kadar 'kahraman geçinen' tiplerden de nefret eder.
Ama hayatın cilvesi -ve çokça da sinema senaristleri- sayesinde onları sever ve sempatik buluruz.
İşte sinema dünyasının en beğenilen 10 anti-kahramanı:
1- Travis Bickle - Taxi Driver (1976)
Robert De Niro'nun canlandırdığı bu taksi şoförü, gücün 'karanlık' tarafına geçmiş biridir aslında. Ama Darth Vader'den farklı olarak küçük kızları batakhaneden kurtarma misyonunu başarıyla yerine getirir.
Üç kağıtçı bir politikacıyı öldürmek üzereyken hepimiz ona destek çıkarız ama neyi niçin yaptığı konusunda Travis'in kafası çok karışıktır.
2- Leon - Leon (1994)
Jean Reno, tıpkı taksi şoförü Travis gibi gönülsüz bir şekilde, küçük bir kızın yolunu bulmasına yardım edecektir. Üstelik kendisine hayran bir kız çocuğunu istismar etmeyi düşünmeyecek kadar karakter sahibi bir kiralık katilden bahsediyoruz burada.
3- D-Fens - 'Falling Down' (1993)
Bazı insanlar bu filme bayıldı, diğerleri nefret etti. Oysa Michael Douglas'ın canlandırdığı 'D-Fens' karakteri başlangıçta normal bir insandır, tıpkı sizin gibi. Olağanüstü sıcak bir Los Angeles gününü sonunda sıkışan trafikte küçük kızının doğum günü partisini kaçırması bardağı taşıran son damla olmuştur.
Hiç de adil olmayan bir dünyada aklımızı kaybetmeye bu kadar yakın olduğumuzu bize hatırlatan bu figürü görünce ona sempati duymasak da, nefret etmeyi de beceremedik.
4- Mickey ve Mallory Knox - 'Natural Born Killers' (1994)
Sorunlu birer çocukluk hayatı geçirmiş iki figür birbirlerine aşık olur ve daha sonra psikopat katillere dönüşür. Medyanın da etkisiyle 'kahraman' olmaya adeta zorlanan iki anti-kahramandan bahsediyoruz burada.
Bonnie ve Clyde bir yanda.. Pulp Fiction'daki Honey-Bunney ve Pumpkin bir yanda.. acımasızca insanları öldürebilmelerine rağmen birbirlerine tutkulu bir aşkla bağlı bu katil çiftlerin bambaşka bir anti-kahraman tanımı getirdiğine dikkatinizi çekmek isteriz.
5- Blondie (Sarışın) - 'Dollars Trilojisi' (1964, 65, 66)
Bu üç spagetti Western film boyunca Clint Eastwood'a hayran olduk ama aıdnı öğrenemedik. Geçmişi karanlık, geleceği zaten olmayan bu isimsiz ve karanlık adamı yenmek adeta imkansızdı. Hiç de nazik değildi ama kendi çapında dürüsttü ve haklıdan yanaydı. Bir katildi ve bunu asla inkar etmiyordu.
Anti-kahramanın mükemmel örneğiydi denilebilir. Sadece katilleri öldürüyordu, ne iyiydi ne de kötü...
6- Tyler Durden 'Fight Club' (1999)
Evet sadece bir alter-egoydu ama modern bir anti-kahraman olduğuna şüphe yok! Matrix filmindeki Neo'dan daha gerçekti adeta. Anti-kapitalizm, anti-kredi kartı ve insanı zombileştiren her şeye karşıydı.
Kokuşmuş düzene meydana okuyan ve onun bir parçası olmayı reddeden bu adama hepimiz imrenmedik mi?
7- Harry Callahan 'Dirty Harry' (1971)
Adaleti yerine getirmek ve masumların intikamını almak için kanunları çiğnemekten çekinmeyen bir kanun adamına 'kahraman' denemez. Ama kendi doğrularına inanan ve bu uğurda hareket etmekten çekinmeyen bu adamı da hepimiz sevdik.
10 karakterlik bu listede Clint Eastwood'un iki defa yer alması da hiç birimize yanlış gelmiyor, öyle değil mi?
• Güzel olan sevgili değil sevgili olan güzeldir…
• İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür…
• Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir…
• Her mutluluk birbirinin aynı, ama her mutsuzluk kendine özgüdür…
• Eskiden önce orospularla yatıp sonra temiz aile kızlarını alırdık, şimdi önce temiz aile kızlarını alıp sonra orospularla yatıyoruz…
• Hayvan öldürmeden, insan öldürmeye sadece bir adım vardır; dolayısıyla hayvana işkence etmekle, insana işkence etmek arası da sadece bir adımdır…
• Nasıl dünyada beyin sayısı kadar düşünce çeşidi varsa, yürek sayısı kadar da sevgi çeşidi vardır…
• Muhammed her zaman evangelizmin üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilahı yoktur ve Muhammed o'nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur…
• Hiç kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir…
• İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz…
• Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor, kimse kendini değiştirmeyi akıl etmiyor.
Bizi deniyorlar…
Onların gözünde birer denekten farkımız yok. Hızlı trenleri için bizi deniyorlar, abuk sabuk yasa teklifleri için, akıllara ziyan sistemleri için hep bizi deniyorlar.
Çocuklarımız üzerinde sistem üzerine sistem deniyorlar. Üniversiteye girmenin yolu her kuşakta değişiyor, yetmiyor, bir kuşakta iki kere değişebiliyorlar. Ülkece, beyefendilerin “pilot bölgesiyiz”, “figüranıyız”, “crash test dummie”siyiz.
Bu dergi için çalışan insanlar arasında en fazla 15 yaş fark var ve hiçbiri, aynı sınav sisteminden geçmiş, aynı sınav sistemiyle mezun olmuş, üniversiteye girmiş değil.
Kalitesiz binalarını, derme çatma yollarını, buram buram asfaltın yanında yolsuzluk kokan otobanlarını, seçim barajlarını hep üzerimizde deniyorlar… Olmadı, baştan yaparlar, bir daha denerler. Nasıl olsa söz konusu olan sizin, bizim hayatımızdır, beyefendilerin değil.
Beyefendilerin gözünde birer denek hayvanından farkımız yok. Hepsi bitti, şimdi yaptıkları ve milyonlarca dolara satacakları geminin filikalarının sağlam olup olmadığını da üzerimizde denemeye başladılar. Sağlamsa ne ala, değilse elveda…
İşçilerimiz, birer kum torbası muamelesi görerek filikaların sağlam olup olmadığının anlaşılması için kullanılabiliyor. 3 can daha gitmiş, 3 aile daha evladını kaybetmiş ne var bunda? Filikayı denediler ya, bu yeter onlara. Sağlam değilmiş işte düzenekleri, yenisini yaparlar, yine denerler, yine kum torbası yerine işçilerimizi kullanırlar. Yapmazlar bir daha mı diyorsunuz? Siz daha bu ülkeyi tanımıyorsunuz.
Tüpgaz kaçağını çakmağıyla kontrol eden tüpçü misali, ama kendi hayatlarını değil, bizim hayatlarımızı ortaya koyarak deniyorlar.
Yıllardır üzerimizde her şeyi denediler; terör örgütlerini, istikrarsızlaştırmanın türlü çeşidini, en akla hayale gelmedik para politikalarını, garabet eğitim sistemlerini…
Şimdi bir filikanın sağlam olup olmadığını denemişler, çok mu? Verecek 70 milyon canımız var, azar azar veriyoruz: Beyefendilere feda olsun!